ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2007 Pazar

Ağız Yolu İle Alınan Kontraseptif Haplar


Ertesi Gün Hapı

Bu doğum kontrol yöntemi değildir. Korunmasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, implantasyondan önce önlenmesidir. Tecavüz gibi zorunlu durumlarda başvurulabilen bu haplar, doğum kontrol hapı paketinden çıkarılarak verilmelidir.

Kadın son 72 saat içinde hiçbir korunma uygulamaksızın cinsel ilişkide bulunmuş ise kombine doğum kontrol haplarından içinde 50 mcg etinilöstradiol bulunanlardan iki adet 30 mcg etinilöstradiol olanlardan 3 adet alır. 12 saat sonra aynı doz tekrarlanır. Amaç rahim içi tabakasının yerleşme için elverişsiz hale getirmektir. Mide bulantısı olabileceği bilinmelidir. Kullanıcı 6 hafta içinde adet görmezse gebeliğin araştırılması gerektiği bilinmelidir.

Kombine Oral Kontraseptif Haplar

Bu haplar çok güvenilir bir doğum kontrol yöntemi olarak kabul edilmektedir. İçlerinde Östrogen ve progesteron hormonları bulunmaktadır. Östrogen hormonu yumurtlamayı önler ve döllenmiş yumurtanın gelişmesini ve rahim içine yerleşmesini engeller. Progesteron ise spermlerin rahim ağzından geçişlerini engellemektedir.

Öneriler

Yakında evlenecek bir kişi sağlık merkezine başvurduğunda aile planlaması konusunda kendisi ve bizim tarafımızdan oral kontraseptif kullanılmasına karar verilirse; evlenmeden 1 ay evvel hap almaya başlaması gerektiğini bildirilir.

Yanlış Yorum

Doğru Yorum

Bebek sahibi olmadan doğum kontrol hapı kullanılmaz! Kadın hapı bıraktıktan sonra yumurtalıkları normal çalışmaya devam eder. Eğer gebe kalamıyorsa başka sebep aranmalıdır.
Hap kanser yapar! Yapılan bilimsel çalışmalar, doğum kontrol haplarının kanser yapma riski olmadığını göstermişlerdir. Gerçekte yumurtalık ve rahim kanserlerine karşı koruyucu etkisi vardır.

Doğum kontrol haplarının yararları :

  • Gebelikleri önlemeleri yanı sıra; üreme organlarındaki iltihapları önleyici, rahim ve yumurtalık kanserinden koruyucu yararları vardır.
  • Adet ağrılarını ve kanama miktarını azaltır. Adetleri düzenler, böylece kansızlığın oluşmasını engeller.
  • Geri dönüşü kolaydır. Kadınlar gebeliği önleyici hapları bırakır bırakmaz gebe kalabilirler.
  • Hiç gebe kalmamış kadınlar da gebeliği önleyici haplar kullanabilir, hapların doğurganlık üzerine olumsuz etkileri yoktur.
Nasıl kullanılır ?

Kadın adetinin 1.günü her gün aynı saatte bir adet içerek başlar. 21 adetlik paket bittiğinde 7 gün ara verilir. Bu 7 gün içinde adet görmeseniz bile 8.gün 2. Pakete başlamalısınız ve hekiminize bu durumda mutlaka danışmalısınız. Eğer bir hap unutursanız hatırladığınız anda o hapı içiniz. O günkü hapı ise saatinde alınız. Eğer iki hap içmeyi unutursaniz iki gün üst üste ikişer hap içiniz. Geride kalan haplarınızı düzenli devam edin. O ay paketinize devam ederken ayrı bir doğum kontrol yöntemi kullanınız (Kondom veya krem gibi). Üst üste iki ay adet görmezseniz, merkezimize başvurunuz.

Sağlık Merkezine başvurmanız gereken durumlar:
  • Şiddetli karın ağrısı
  • Şiddetli göğüs ağrısı veya nefes darlığı
  • Baş ağrısı,baş dönmesi,halsizlik veya uyuşukluk
  • Bulanık görme,çift görme ve görme kaybı gibi göz sorunları, konuşma sorunları
  • Şiddetli bacak ağrısı
Doğum kontrolü hapları sizleri cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve AIDS virüsünden korumaz. Bu etkenlere karşı sizi sadece kondomun koruduğunu unutmayın!

Kullanılmaması gereken durumlar :

  • Gebe olduğu anlaşılan yada gebe olmasından şüphe edilen kişilerde,
  • Meme kanseri tedavisi olan ya da meme kanserinden şüphe edilen ve yakın akrabalarında,
  • Meme kanseri olan kişilerde,
  • Daha önce bacaklarında damar tıkanıklığı nedeniyle şiş ve ağrılı bir durum geçiren kişiler,
  • Felçli hastalar,
  • Akciğer embolisi hastalığını atlatmış hastalar,
  • Üreme sistemi kanseri geçiren hastalarda kullanılmamalıdır.
Yakın takip ile kullanılması gereken durumlar:
  • 35 yaşının üzerinde ve günde 10 üstünde sigara içen kişiler,
  • Şeker hastalığı olanlar,
  • Şiddetli baş ağrısı özellikle migreni olanlar,
  • Anne veya baba gibi yakın akrabalarında genç yaşlarda kalp krizi veya felç geçirmiş olanlar,
  • 140/90 mmhg ve üstünde tansiyonu olan hastalar.
Gebeliği sırasında veya hap kullanırken sarılık geçirmiş olan kişilerde ağızdan kullanılan doğum kontrol hapları ilk seçenek olmamalı ve siz hap kullanmak istiyorsanız daha yakın ve dikkatli takip edilmek zorundasınız!

Yalnız Progesteron İhtiva Eden Mini Haplar veya Emzirme Hapı

Bu haplar östrojen ihtiva etmezler. Bu haplar rahim ağzındaki mukus tıkacı kalınlaştırarak spermin geçisine engel olurlar. Emzirme döneminde östrojen ihtiva edenlerden farklı olarak kullanılır. Emzirme azaldıkça etkinliği azalır.

Zinde Bir Beyin İçin Yapabilecekleriniz

İngiliz The Times gazetesi, Oxford ve Harvard üniversitesi bilimadamlarının �beyni genç tutmak� üzerine yaptığı araştırmaları yayınladı. İşte zinde bir beyin için yapmanız gerekenler:

Terleyin:

Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.

Balık yiyin:

Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek zekayı attırır. Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.

Lavanta koklayın:

Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında, çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.

Mola verin:

Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür. Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki 40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.

İyi bir uyku çekin:

Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır. Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.

Sakız çiğneyin:

Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.

Su için:

Yüzde 80�i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten susadıkça su içmek gerekiyor.

Kırmızıya bakmayın:

Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.

Seks yapın:

Orgazmla sonuçlanan bir seks veya hamilelik süreci, kadınların beyinlerindeki prolaktin hormonunun ve beyin hücrelerinin artmasını sağlıyor.

Sıcak çikolata için:

Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı arırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.

Rock dinleyin:

Araştırmalar rock müziğin de, klasik müzik kadar öğrenmeyi ve konsantrasyonu artırdığını gösterdi.

Rahatlayın:

Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı yükseltecektir.

Yetenek geliştirin:

6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ�ları daha yüksek oluyor.

Sınırlı teknoloji:

SMS ve e-mail�i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek zeka seviyesini düşürüyor.

Beyin jimnastiği yapın:

Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek beyninizi zinde tutabilirsiniz.

Alkol almayın:

Alkol beyin hücrelerini öldürerek, öğrenme ve hafıza bölgesine zarar verir.

Yazar: NY Times

Kilo Artışı Ve Polikistik Over Sendromu

Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunluğu kilo vermek veya kilolarını korumak için mücadele etmektedir. Diet programları tek başına uygulandığında başarılı olamamaktadır. Çünkü temel problem olan yaşam tarzının değiştirilmesi gerekmektedir. Genellikle polikistik over sendromu belirtileri hareketli (aktif) bir yaşamdan, daha hareketsiz (pasif) bir yaşama geçildikten sonra ortaya çıkmaktadır. Kişinin önce oturup kendi yaşam tarzını gözden geçirmesi ve bu yaşam tarzının kilo almasına veya kilosunu koruyamamasına neden olduğunu farketmesi gerekmektedir.

Bu kadınlarda özellikle bel ve karın bölgesindeki kilo artışı, kalça bölgesinden daha fazla olmaktadır. Bel çevresinin, kalça çevresine oranı artmaktadır. Bu durum altta yatan bozulmuş şeker ve insülin metabolizmasının bir göstergesidir. Kilo vermek polikistik over sendromunun bir çok belirtisinde düzelmeye neden olmasına rağmen bu kadınların çoğu kilo vermekte zorlanmaktadır. Polikistik over sendromu olan kadınlar düşük yağ içeren diet programlarından çok fazla fayda görmemektedir.

Buna karşılık karbonhidrat tüketiminin düşürülmesi ve farklı karbonhidrat içeren gıdaların alınması gerekmektedir. Her öğünde doğru karbonhidrat kullanımı ve yeterli protein tüketimi düşük kan şekeri (hipoglisemi) ataklarını da kontrol altında tutabilmektedir. Diet ile birlikte egzersiz (sportif faaliyetler) de yapıldığı taktirde başarılı olunabilmektedir. Egzersiz de glukoz ve insülin metabolizmasında en az diet uygulaması kadar etkili olmaktadır. Sonuç olarak diet uygulaması ve düzenli egzersiz polikistik over sendromunun tedavisinde ilk basamağı oluşturmaktadır.



Yazar: Dr. Burak Hacıhanefioğlu

Hangi Peynir Kaç Kalori


Buzdolabından ilk çıkarılan da, kahvaltı sofrasının vazgeçilmezi de, simit, zeytin, domates ve rakının ekürisi de odur. Diyetle başı dertte olan peynir tutkunlarına ne demeli peki? 'Kibrit kutusu' etrafında hayatı sürdürmek mayın tarlasında sınırı geçmeye benzer artık. Gerilim had safhadadır ...

Sürekli diyette olan peynir tutkunları için, 'bir kibrit kutusu kadar' sözü bir kabusun da başlangıcıdır adeta� 'Kibrit kutusu' etrafında hayatı sürdürmek mayın tarlasında sınırı geçmeye benzer artık. Gerilim had safhadadır. Kimi zaman mayınlara basmadan aşılır sınırlar. Oysa dönüşü, mayın yüklüdür sınırın. Zira, aşılmış her kibrit kutusu daha da küçülmüş kibrit kutularını beraberinde getirir; yağlısı, tuzlusu, bol kalorilisiyle, 'küçülmeyi' biraz da hak etmiştir peynir�

Evet, diyet listelerinin baş köşesine oturan peynir hayatımızın önemli bir parçası� Öyle ki, sabah güne uyanırken başlar peynirle kucaklaşmamız� Buzdolabından ilk çıkarılan da kahvaltı sofrasının vazgeçilmezi de simit, zeytin, domates ya da rakının ekürisi de odur. Böreklerin harcı, makarnanın tadı, fakirin katığı, zenginin her gün bir yenisini keşfettiği aperitifidir. Burnunu sokmadığı hiçbir sofra yok desek yeridir. Pastaya da katılır, bebek mamasına da�

İnek sütünden yapılan peynirin müptelaları ayrıdır, koyun ya da keçi sütünden yapılanlarınki ayrı...

Otlusundan kızartılmışına, çökeleğinden küflüsüne kadar, kokusu, yumuşaklığı ve sertliği, hatta rengiyle bile her zevke, her keseye hitap edebilir peynir. Söz sanatlarına da katkısı olmuş, 'peynir gemisi'nin lafla mı işle mi daha iyi yürüyeceği şeklindeki tartışmaların odağına oturmuştur.

Peynir, artık kahvaltılık bir malzeme olmaktan çıkıp, ana yemeklere girdi, şarabın tamamlayıcısı oldu. Evde yiyecek bir şey bulamadığımız zamanlarda yaptığımız makarnayı peynirle çeşnilendirdik ya da karnabaharla fırına verdik. Yani peynir, artık tüm öğünlerin ve özellikle diyetlerin ayrılmaz bir parçası oldu� Kısacası bazı tutkunları için aşkın, bazıları içinse bağımlılığın öteki adıdır peynir.

AMA HANGİSİ?

Peynirin içindeki kalori ve yağ oranları, öyle 'aş'a 'katık' edilecek cinsten değil� 'Bir kibrit kutusu' ölçüsü hayati önemi taşıyor bu nedenle. Hangi peyniri ne miktarda tükettiğimiz çok önemli.

Peynirlerin besin değerlerine göz atıp, 'kibrit kutusu' sınırının ne olduğunu görelim istedik. 30 gram, yani yaklaşık 'bir kibrit kutusu' peynir neleri içeriyor.

Dr. Muzaffer Kuşhan sizin için peynirlere not verdi


İSVİÇRE PEYNİRİ

120 kalori, 9 gr. yağ, 290 mg. kalsiyum
Protein ve mineral açısından zengin. 30 gramında, günlük olarak alınması tavsiye edilen kalsiyumun üçte birinden fazlası var.
Sağlık değerlendirmesi: 6

BRİE
96 kalori, 8 gr. yağ, 162 mg. kalsiyum
Brie, yağlı peynirlerarasında gösterilse de içerdiği yağ kaşar peynirinden az. B1 vitamini açısından zengin. Çinko oranı da azımsanmayacak düzeyde.
Sağlık değerlendirmesi: 7

CAMEMBERT
89 kalori, 7 gr. yağ, 105 mg. kalsiyum
Sert peynirlere oranla, üçte bir oranında daha az yağ ve dörtte bir oranında daha az kalori mevcut. Folik asit açısından zengin.
Sağlık değerlendirmesi: 8

PARMESAN
136 kalori, 9.8 gr. yağ, 360 mg. kalsiyum
Kalsiyum deposudur. Makarna üzerine koyacağınız sadece bir çorba kaşığı parmesan, tavsiye edilen günlük kalsiyum miktarının yüzde 15'ini karşılar. Fazlaca tuzlu, ancak çinko oranı bir hayli yüksek.
Sağlık değerlendirmesi: 6

SÜZME PEYNİR
29 kalori, 1.2 gr. yağ, 22 mg. kalsiyum
Gerçekten çok az yağ içeriyor ve kilo vermeye çalışanlar için de ideal. Ancak kalsiyum açısından zengin değil.
Sağlık değerlendirmesi: 10

KAŞAR
124 kalori, 10.3 gr. yağ, 216 mg. kalsiyum
En yağlı peynirlerden, ancak iyi bir kalsiyum ve çinko kaynağı.
Sağlık değerlendirmesi: 6

MOZARELLA
90 kalori, 7.5 gr. yağ, 155 mg. kalsiyum
Orta yağlı olmasına rağmen doymuş yağ oranı yüksek.
Sağlık değerlendirmesi: 8

RİCOTTA
56 kalori, 4.4 gr. yağ, 63 mg. kalsiyum
Nispeten daha az yağ ve tuz içeriyor. Kalsiyum açısından çok zengin değil.
Sağlık değerlendirmesi: 9

KEÇİ PEYNİRİ
59 kalori, 4.7 gr. yağ, 57 mg. kalsiyum
İnek peynirine oranla az kalorili. D vitamini açısından zengin. Ancak kalsiyum, ya da çinko açısından zengin olduğu söylenemez.
Sağlık değerlendirmesi: 9

BEYAZ PEYNİR
75 kalori, 6 gr. yağ, 108 mg. kalsiyum
Yarım yağlı kaşardan daha az kalori içeriyor. Kalsiyum oranı ne çok az ne de fazla. Tuzlu ve D vitamini açısından zengin.
Sağlık değerlendirmesi: 7

Alırken, saklarken, yerken, bunları unutmayın!

Beyaz peynir çok fazla gözenekli ise alırken bir kez daha düşünün. Gözeneklerin fazlalığı, asitli süt kullanıldığını gösterir.

Beyaz peynir ambalajına fazla su salmışsa bu peynirin yeterince olgunlaşmadığını gösterir.

Tadıldığında çok fazla ekşilik veren beyaz peynirden kaçının. Ancak ekşi oranı çok az olan peynirde yoğurt kültürünün kullanılmış olabileceği aklınızda olsun.

Taze kaşar peyniri açık sarı renkte, homojen yapıda, süt kokulu, kolay dilimlenebilir ve az tuzlu olur.

Dil peyniri az tuzlu olmalı ve lif lif ayrılabilmelidir.

Peynir, ışıksız ortamda (buzdolabında, sebzelik gözünde) saklanmalıdır.

Peynir hemen tüketilmeyecekse, kendi ambalajında saklanmalıdır. Ambalajı açıldıktan sonra ise mutlaka saklama kabında veya ambalaj malzemelerine sararak korunmalıdır. Aksi takdirde peynir nemini kaybeder, aroması ve lezzeti azalır.

Beyaz peynir; ambalajı açıldıktan sonra, içme suyuna, yumurta yüzecek kadar tuz eklenerek hazırlanan sıvıda saklanabilir. Böylece peynirin olgunlaşma süreci de devam eder.

Peynir dilimlere ayrılmadan saklanmalıdır, böylece dış ortamla teması en aza indirilebilir.

Kabuklu peynirler (eski kaşar gibi), kabuğu temizlenmeden saklanmalı, temizleme işlemi peyniri tüketmeden hemen önce yapılmalıdır. Krem peynirler mutlaka kendi ambalajının içinde ve kapağı kapalı olarak saklanmalıdır.

Kızartma peynirler tüketilmeden önce 4-5 saat suda bekletilerek tuzu alınmalıdır.

Beyaz peynir dışındaki peynirler yıkanmaz, su ile temas peynirin lezzet ve aromasının kaybolmasına yol açar.
Beyaz peynirleri keserken, bıçağı ıslatmak peynirin düzgün kesilmesine yardımcı olur.

YÖRESEL TATLAR

Kars gravyer peyniri

Peynir ve zeytin cenneti olan Türkiye'de, tam 23 çeşit yöresel-özgün peynir bulunuyor.
Türkiye Perakendeciler Federasyonu Dergisi'nde (PERDER) yer alan bilgilere göre, Türkiye'de en yaygın olan peynirlerin başında beyaz peynir ve kaşar peyniri geliyor.

İşte, bir dönem sadece üretildiği kentin sınırları içinde kalan, ancak şimdilerde farklı lezzetleriyle her tür tüketiciye ulaşabilen, özgün peynirlerimiz: Mihaliç (kelle) peyniri, keçi peyniri, Erzincan tulum (şakak) peyniri, İzmir tulum peyniri, Van otlu peyniri, lor, Urfa beyaz peyniri, dil peyniri, Çerkez peyniri, Abaza peynirleri, tel (civil) peyniri, çökelek, Yozgat çanak peyniri, külek peyniri, Hatay cara (testi) peyniri, örgü peyniri, golot peyniri, İstanbul çayır peyniri, Manisa çayır peyniri, Ordu torba peyniri, Giresun imansız peyniri, Kars gravyer peyniri ve Denizli yörük peyniri.

"Türkiye'deki insan mozaiği, peyniri de çeşitlendiriyor"

Özellikle peynir çeşitlerinin fazlalığıyla övünen Fransızlarla, bir rekabete girmemiş olsak da ülkemizde de hatırı sayılır bir peynir lezzeti var. Prof. Dr. Artun Ünsal, bu çeşitliliği bizzat yerinde tespit etmiş. Sadece şarküterilerde gördüğü peynir çeşitleriyle yetinmemiş, semt pazarlarına, oralardan da Anadolu'nun dört bir köşesine 'peynir' yolculuğuna çıkmış. 'Süt Uyuyunca' kitabıyla noktaladığı gezilerden izlenimleri de bir hayli ilginç. Zira peynir tüketim alışkanlıkları yöreden yöreye değişiyor. Kaşar peyniri, bizim bildiğimiz kaşar peynirinin ötesinde dil peyniri olabiliyor, örgü peyniri, hellim peyniri olabiliyor.

Ünsal. peynirdeki çeşitliliği ise insan mozaiğine bağlıyor. "Orta Asya'daki atalarından öğrendiği şekilde bir peyniri yapan köylüye karşılık, Balkanlar'dan, Trakya'dan ve daha birçok yerden gelenlerin peyniri tabii ki çok farklı olacak. Bu topraklarda var olan mozaiği düşünürseniz müthiş bir zenginlik gözünüze çarpar" diyor. Dünyada 8 peynir yapım çeşidi olduğunu Türkiye'de ise 7'sinin kullanıldığını söylüyor Artun Ünsal.

Kafkas Üniversitesi Kars Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Asya Çetinkaya da Türkiye'nin peynir haritasını çıkarmış, 260 peynir çeşidi elde etmiş. Ancak, peynirlerin birçoğu yapım benzerliği gösterdiği için bunları eleyerek 193 peynir çeşidini içeren bir kitap ve harita oluşturmuş.

'Light' diye aşırıya kaçmayın siz yine de!

Piyasadaki pek çok markanın diyet peynirleri ile 'kibrit kutusu' sınırını aşıp aşmamak sizin kararınız artık. Hemen bütün peynir ürünlerinin "light"ları var marketlerde. Düşük kalorili, şekersiz, tuz oranı azaltılmış, yağsız, diabetik peynir ürünlerini bulmak zor değil. İşte birkaç örnek. Sütaş'ın light kaşar peyniri, kalori oranını sınırlamış. Pınar'ın Labne light sürülebilir krem peyniri, Pınar Labne'nin yüzde 50 daha az yağlı ve yüzde 30 daha az kalorili halidir. Yörsan'ın light teneke beyaz peyniri yine az kalorili olarak piyasada. Ülker'in mavi yeşil light kaşar peyniri de az yağlı az kalorisiyle diyet listelerine uygun.



Yazar: Muzaffer Kuşhan'la Diyet Dergisi

Kadınları Tahrik Etmenin 8 Yolu

Amerika�da 1000 kadınla yapılan ve katılanlara "Sizi en çok ne heyecanlandırır ve tahrik eder?" sorusu yöneltilen araştırmanın sonuçlarını, uzmanlar 8 başlık altına topladı. Formsante dergisi, kadınları tahrik etmenin yollarını ortaya koyan bu araştırmaya nisan sayısında yer verdi.

Kadınların tahrik olmasını neler sağlar ve bunu bilmek önemli mi diye düşünenlere, Brown Üniversitesi Psikiyatri Kliniği doçentlerinden Dr. Scott Haltzmann şöyle yanıt veriyor: "Sizi neyin heyecanlandırdığını ve bunun neden olduğunu bilmek muhteşem bir cinsel yaşamın anahtarıdır. Çünkü bu aynı zamanda size kendi zevklerinizi de kontrol etme imkanını sunar." İşte bu açıklama sonrası Amerika�da yapılan bir araştırma, kadınlarda tetikleyici 8 davranışı belirledi. Cinsel yaşamının yeterince renkli olmadığını düşünenler için, bu 8 davranışı "öneri" olarak kabul etmek de mümkün...

1- Saçlarınıza dokunması

Neden işe yarar?: Kafatası derisi milyonlarca sinir ucu içerir. Bir erkeğin parmaklarının saçlarınızda dolaşması, sizden hoşlandığını da gösteriyor aynı zamanda. Boşuna burun kıvırmayın, evrimsel psikoloji görev başında.

Bunu deneyin: Bu hissi saçınızı taramasını isteyerek artırabilirsiniz.

2- Omzunuzu öpmesi

Neden işe yarar?: Çünkü size beklenmedik bir şekilde yaklaşır. Ayrıca sürpriz öpücükler sizin çekiciliğinizi ve onun size bağlılığını gösterir.

Bunu deneyin: Partnerinize vücudunuzun ihmal edilmiş bölgelerini fark etmesi için yol gösterici olabilirsiniz. Bu konuda açıkça konuşmaktan çekiniyorsanız, kalemi kağıdı elinize alın ve romantik bir not yazın. Köprücük kemiğinizin okşanması, kulak memenize dille küçük dokunuşların ne kadar tahrik edici olduğunu öğrenince bakalım ne yapacak!

3- Elini bacağınıza koyması

Neden işe yarar?: "İç baldırınız gibi, vücudunuzun bazı bölümlerine kazayla dokunmaya imkan yoktur" diyor Dr. Haltzman. Haksız da değil! Birisine duygusal olarak yeterince yakın olunca, o kadar yakına gelmesine izin vermek, duyguları harekete geçiriyor.

Bunu deneyin: Onu, vücudunuzun başka bölgelerine de yönlendirebilirsiniz. Mesela elini jean�inizin arka cebine sokmasını sağlayın!

4- Uzun bir koşu sonrası nefes nefese kalmak

Neden işe yarar?: Egzersiz dopamin ve norepineprin salgılanmasını tetikler, vücudunuz egzersiz sonrasında endorfin salgılar ve kan akışınız artar. Egzersiz sonrası tüm bu vücutta yaşananlar, cinsellik yaşanırken olanlara paralel.

Bunu deneyin: İşten eve gelince, TV seyretmek için koltuğa yayılmadan önce bir iki zindelik verici yoga hareketi, birkaç mekik veya şınav deneyin.

5- Hiç tanımadığınız bir adamla göz göze gelmek

Neden işe yarar?: İlk kez göz göze gelindiğinde, bu son derece etkileyici olabiliyor. Heyecanlanıyorsunuz çünkü göz göze gelmek kafalarda bir anda cinsel bir soru işaretini de çağrıştırıyor.

Bunu deneyin: İster şaka yollu ister bilerek olsun; bir kol teması ile işe başlayabilirsiniz. Bu, bir yabancıda ufak da olsa etkileşim yaratacaktır.

6- Jean pantolon giymesi

Neden işe yarar?: Erotik anlamda sutyen kadın bedeni için neyse, jean pantolon da erkek bedeni için o! Uzmanlar "Burada biyolojinin de etkisini unutmayın" diyor. Sıkı bir jean pantolon, sağlıklı bacak kasları, karın kasları anlamına geliyor! Bunlar da sağlıklı ve güçlü bir partner demek tabii ki!

Bunu deneyin: Unutmayın, erkekler de en az kadınlar kadar iltifat edilmeyi sever. Ona, jean giydiği zaman yakışıklı göründüğü yönünde ne kadar çok iltifat ederseniz, o kadar çok jean giyecek.

7- Sabun gibi kokması

Neden işe yarar?: Sabun kokan bir erkekten hoşlanmak, fırından geçerken kokusundan ötürü canınızın ekmek çekmesi gibidir. Koku karşılaşana dek tanımadığınız bir iştahı tetikler. Kolonyanın tersine, sabun onun doğal kokusunu bloke ediyor. Sabun kokusu ve erkeğin kokusu birbirine karışıyor. Burada vücudun salgıladığı doğal kimyasallar devreye giriyor.

Bunu deneyin: Yürüyüşe çıkın veya beraber koşun. Böylelikle onun vücut ısı derecesini artırarak doğal kokusunu duyabileceksiniz.

8- Bir köpük banyosunda uzanmak

Neden işe yarar?: Köpük banyosu, rahatlamanın en kolay yolu. Genelde zihnimizdeki yapılacaklar listesi ile uğraştığımız için kendi fiziki uyanışımızın işaretlerini kaçırıyoruz ama ılık su, kanın cilt yüzeyinin altındaki sinir uçlarına gidişini hızlandırıyor ve bu da uyarılmayı kolaylaştırıyor.

Bunu deneyin: Düzenli olarak banyoyu akşam rutininiz içine alın. Vücudunuzun hisleriyle ilgili olarak ne kadar rahat ve uyanıksanız, onları ilerletmekle ilgili o kadar istekli olacaksınız. Ayrıca duş başlığının gücünü asla hafife almayın.

10 Haziran 2007 Pazar

Kadında isteksizlik

Duygusal boşluk yaşayan kadınların ortak sorunu: cinsel isteksizlik…

* Anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik sorunlar cinsel isteksizlik yaratıyor ve bu rahatsızlıklar en çok kadınları pençesine alıyor.

* Türkiye'de cinsel isteksizlik yaşayan kadınların yaş ortalaması 30-40 civarında seyrediyor.

* Duygusal sorunların dışında, diyabet , MS, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları da cinsel performansı etkiliyor.

* Hormonal dengesizlikler ise cinsel isteksizlikte başrolü oynuyor.

* Sevişmek istemeyen kadınların çoğunun eşlerinde, ya erken boşalma ya da ereksiyon sorunu olduğu ortaya çıkıyor.

Türk insanının cinsellikle ilgili sorunları, beklentileri, konuya genel olarak yaklaşımı son yıllarda artan bir şekilde araştırmalara konu oluyor. Yapılan araştırmaların sonuçları gösteriyor ki, Türk insanının cinselliğe yaklaşımı Avrupa ülkelerinden çok ama çok geride. Türkiye'de cinsel mitler hala insanların yaşamlarını karartıyor.

Özellikle Avrupalı kadınlarla Türk kadınlarının cinselliğe bakışlarının çok farklı olduğu bu araştırmaların sonuçlarından çıkan en önemli göstergelerden biri.

Acıbadem Hastanesi Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi Psikiyatrı Cem İncesu'nun yaptığı açıklamaya göre; Türk kadını tüm yaşamı ve genç kızlığı boyunca öylesine baskı altında tutuluyor ve cinsel ilişkiden öylesine uzaklaştırılıyor ki, evlilik yaşamı içinde de cinselliği sadece eşinin beklentileri doğrultusunda yaşayıp bir süre sonra da hiç önemsemiyor. Çünkü cinsellik onun kendisi için yaşamadığı bir eylem olarak hayatından çıkıyor ve dolayısıyla cinsel isteksizlik problemleri ile sıkça karşılaşıyor.

Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitimi ve Araştırma Hastanesi Psikiyatrlarından Dr. Armağan Samancı ise uzun zamandır evlilik terapisi yapıyor ve bu terapilerden çıkan sonuçların yorumunu yaparken şunları söylüyor. "Evlilik yaşamı ev hayatında sorunları olan kadınların cinsel istek azlığı yaşadıkları bir gerçek. Ve en önemlisi eşlerinden yeteri kadar ilgi göremeyen kadınlar da sıklıkla bu sorunu yaşıyor.

Benim kadın hastalarımdan gözlemlediğim kadarıyla, Türk kadını, sevgiliyken cinselliği yaşayabiliyor ve isteksiz değil ancak elendikten sonra hızla anne, arkadaş, iş kadını, ev kadını gibi rolleri üstleniyor. Evlilik bunları beraberinde getiriyor ve bu roller Türkiye'de daha çok kadını eziyor. Evlenen kadının toplumsal rollerinin ağırlığı arttığı için sevgili rolü daha gerilere kayıyor. Aslında herhangi bir insan bunun testini kolaylıkla kendine uygulayabilir. Mesela, eve ayrılan zaman, işe ayrılan zaman, akrabalara ayrılan zaman, bir de ilişkisine ayrılan zaman değerlendirilirse ve ilişkisine diğerlerine göre çok küçük zaman ayırıyorsa sorunlar çıkıyor. Yani sevgililik rolüne verilen zaman azalıyor ve cinsellik sürekli geriye düşüyor. Türk kadınının cinselliğinden ve cinsel sorunlarından bahsedilince en çok rastlanan problem bu ve oranı yüzde 40'larda seyrediyor"

Gelenekler ve cinsellik

Cinsellik araştırmaları yapan, psikiyatrlar, ürologlar, sosyologlar Türkiye'de diğer toplumlara göre farklı bir tabloyla karşılaşmalarını toplumun gelenek ve göreneklere bağlı oluşuyla açıklıyorlar. Daha çok kırsal kesimde karşılaşılan geleneklerin baskısı aslında kimi zaman da kentlerde yaşayan kadınları baskısı altına alabiliyor. Ancak en vahim durum kırsal kesimde yaşanıyor çünkü bu baskılar nedeniyle, bastırılmış bir cinsellik ve cinselliğe hiç yaklaşımı olmayan insanlar görülüyor sıklıkla.

Bunların yanı sıra yine araştırmalar ve sorunlarıyla doktorlara gidenlerin anlatımları gösteriyor ki, Türk erkeği kadının duygusallığını iyi tanımıyor ve kadının cinselliği ise duygusallığından geçiyor. İyi bir duygusal ortam yaratıldığında cinsel olarak uyarılabilir olan kadın bu durumda uyarılamıyor ve Türk erkeği bunu bilmediği için artı üzerine baskılar da eklenince ciddi problemler yaşanıyor. Kadın, karşısında monoton, heyecan vermeyen erkek modeli görünce bu cinselliği yaşamak için çok tetikleyici olmuyor. Kadının cinsel isteksizliğinde bu çok önemli bir unsur olarak kabul ediliyor.

Psikiyatrlara göre, cinsel isteksizlik probleminin çözümü gerçekten zor çünkü sorun ilişkinin temelinden kaynaklanabiliyor. İlişkideki problemler çözülmeden onun çözülmesi de pek mümkün olmuyor. Ve kadınlar genel olarak etraflarındaki problemlerden etkileniyorlar. Eğer sorun hormonlardan kaynaklanıyorsa, ilaç tedavisi problemi çözebiliyor. Yani hormonal tedaviler ve bazı anti depresanlar önemli derecede sorunu gideriyor. Ancak bununla birlikte özellikle antidepresanların bilinçsizce alınmaması gerekli çünkü bunlar yardımcı tedaviler ve bazıları cinsel isteksizlik yaratıyor.

Sadece sevişmek için yakınlaşmak istemiyorlar

Hattat Hastanesi Psikoloğu Meliha Karayay ise cinsel isteksizlik problemi yaşayan kadınların belirli bir yaş ve eğitim skalası içinde değerlendirilemeyeceğini ve her yaştan kadının bu problemlerle karşılaştığına dikkat çekiyor.

Karayay, "İş kadını, ev kadını olmaları fark etmiyor. Ancak cinsel isteksizlik sorunuyla gelen kadınların ortak özellikleri; evlilikleri ve özel yaşamlarıyla ilgili sorunlarının olması. Bu bayanlar, yoğun cinsel isteksizlik problemi ile bize geliyorlar ama partnerlerini de seviyorlar. Yani eşinden soğuma gibi bir problemleri yok.

Sadece sevişmeyi istemiyorlar. Eşini seven ama onunla sevişmek istemeyen kadınların çoğunun eşlerinde ya erken boşalma ya da ereksiyon sorunu olduğu ortaya çıkıyor. İşte bu gerçek sorunlar kadınlarda ciddi oranda cinsel isteksizlik yaratıyor. Bir de eşinin sadece sevişmek isteği zaman kendisine yaklaştığını düşünen kadınlarda da cinsel istek problemi meydana geliyor. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, cinsel isteksizlik sorunu yaşana bir kadın bana şunları anlattı. "Sadece cinsel ilişki kurmak istediği zaman bana yaklaşıyor.

Ben de bu nedenle uzak duruyorum, çünkü bu bir oyun gibi, hep belirli şeyleri yapıp sonra benimle sevişmek istiyor. Benden ne istediğini biliyorum ve bunu istemiyorum." Ancak bu ve bu tür sorunları anlatarak bize gelen bayanlar cinsel anlamda daha canlı, uyanık olmak, cinsel istek duymak istiyorlar ve kendilerinde bu yönde bir eksiklik varsa bunun tedavisini isteyerek geliyorlar.

Dolayısıyla erkekte oluşan şikayetin, kadında isteksizlik yaratması durumu da var. Kadının olayı nasıl ele aldığı da önemli. Kişisel faktörler, kişinin olayı ele alış biçimi sonucu değiştiriyor tabii ki" diyor.

Depresyon da cinsel isteksizlik yaratır

Karayay'a göre, cinsel isteksizlik tedavilerine bakınca; kadının ailevi sorunları, kişilik problemleri yoksa, ona cinsel tedavi yapmanın uygundur. Mesela kişi bir depresyon yaşıyorsa, ona cinsel tedavi yapmak zordur ki, cinsel isteksizlikle gelenlerin büyük bölümünde depresyon oluyor. Bu arada kadın ya da erkek iki cinste de testesteron hormonu, cinsel isteği etkileyen bir hormon.

Bu nedenle testler yapılıyor ve cinsel yaşam kalitesi ölçülüyor. Kadında, süt oluşturan hormon, prolaktin de cinsel istek üzerinde etkili oluyor. Yani yüksekse isteksizlik yaratıyor. Testeron seviyesi düşükse kadın cinsel istek azlığı yaşayabiliyor. Bunun için hormon tedavisi yapılıyor. Eksik olan androjenin takviyesini mutlaka yapmak gerekiyor fakat yapılan çalışmalar androjen takviyesinin geriye dönüşümü olmayan negatif şeylere yol açtığını gösteriyor. Kıllanma gibi. Bunlar görülmesin diye testeronun düzenlenmesine yardımcı olarak hormon düzenleyici ilaç veriliyor.

Füsun SAKA

Evlilikteki risk faktörü...


Evlilikte ilk 7 yıl tehlikelidir sözü geride kaldı, çünkü artık ilk 2 yılın iyi geçirilmesi çok daha önemli.


Uzmanlar, karı-kocayı mutluluğa götüren yolun üzerinde tam 4 tehlikeli dönemeç noktası bulunduğunu belirterek, bunlardan birincisi hemen balayının sonundadır.

İkincisi sallantı ve istikrarsızlıkla geçen üç yılın sonundadır. Üçüncüsü ise olaysız ve yeknesak geçen 7 yılın bitiminde, sonuncusu ise evliliğin oldukça ilerlemiş bir döneminde, 15. yılda karşınıza çıkar' uyarısında bulunuyor.

İlk yıl çok kritik

Boşanmaların yüzde 30'u ise birinci yıl sonunda meydana geliyor. Yüzde 20'si ise 3. yıla rastlıyor. Uzmanlara göre 'Bekleyeyim belki zamanla düzelir' düşüncesi yanlış. Yedinci yılın sonunda boşanma oranı yüzde 15 civarına ulaşıyor.

Uzmanlar ''Bu 7 yıl, büyük hayal kırıklıkları devresidir. Kadın eski, ufak tefek dertlerine gülebilmektedir. Çünkü şu anda karşılaştığı dertler onlardan çok büyük, gerçek dertlerdir. Şimdi, kocasının ilk zamanlar diş macununu ortasından sıkması onu daha az ilgilendirmektedir.

Kadınlar için yedinci yıl boşanmalarının genel sebebi sosyal ve ekonomik meselelerdir. Erkekler için de, 7. yıl boşanmalarının sebepleri daha fazla bencilliktendir' diyor.

En tehlikeli dönem ise bunca yıl doğru düzgün geçindikten sonra 15. yılda birden gelen tehlike. Çünkü bu seferki sebep, sebeplerin en müthişi olan ihtirastır. Kendi yaşlarında veya kendilerinden daha yaşlı kadınlarla evlenmiş erkekler, genç kadına kapılıp her şeyi unutabilirler. Aynı tehlike, yaşlı erkeklerle evlenmiş kadınlar için de geçerlidir.

Sevgilim, ben ve karısı



Evliyken yaşanan gizli ilişkiler ne kadar gizemli gelse de, iş eşinden boşanmaya gelince, erkekler bu konuda daha korkak oluyorlar. Çok isteseler bile bir türlü eyleme geçiremedikleri için de, kara kedi olarak görülen "ikinci" kadın çok acı çekiyor.


Bazı evliliklerde eski heyecanın ve romantizmin kaybolması kaçınılmazdır. Eşler eğer o ilk heyecanı yeniden ateşlemeyi beceremiyorlarsa ve evliliklerini rutin bir alışkanlığa dönüştürmekten kaçınmıyorlarsa, bu sorun gittikçe büyüyecek demektir. Hatta sevgi ve saygının kalmadığı, adeta bir çıkmaza dönüşen evliliklerde, erkeğin mutluluğu ve kaybettiği heyecanını başka bir kadında araması da kaçınılmaz bir sondur. Yeni bir sevgili, kalpte kıpırtılar, heyecanlar ve yeni bir aşk... Kimbilir belki de bu kişi sizsinizdir. Evliliği bitmek üzere olan, kaybettiği mutluluğu ve aşkı yeniden sizinle yaşamaya başlayan sevgiliniz, yakında boşanmak üzeredir...

Evet, o mutsuz bir erkektir, siz ise onun hayatına bir güneş gibi doğmuşsunuzdur. Kimileri sizi "kara kedi" diye tanımlamaya başlasa da, beraber olduğunuz erkek için hayat sizinle kolaylaşmıştır. Karısında bulamadığını üçüncü kişide aramaya başlayan erkek, her türlü sorumluluğun ve suçlanmanın altına girerek, bu yasak ilişkiye balıklama atlar. "Aldatılan Kadın" rolündeki eş ise, artık bu işe bir son vermeye karar verir... Tıpkı bir filmin senaryosundan çıkmış gibi gelen bu hikaye, aslında hayatımızın tam kalbinde atan bir sorun. Çiftler boşanma kararını verene kadar her şey çok normal gibi gözükse de, kimi zaman asıl anormallikler bu noktadan sonra başlar. Çünkü bir zamanlar karısıyla yeteri kadar ilgilenmeyen erkek, evler ayrıldıktan sonra kendini bir türlü ondan koparmaya hazır hissetmez. Bunun da kahrını maalesef ikinci kadın daha çok çekmeye başlar...

Filmde ikinci sahne

Boşanma kararı birinci sahnenin heyecanını taşırken, bu aşamadan sonra acıklı ikinci sahne başlar. Bir türlü boşanamayan koca baş roldedir. Evler ayrılsa bile, ne yazık ki her şey bununla çözülmüyor. Parmağından çıkarmadığı alyansı, cüzdanından bir türlü atamadığı karısının eski resmi... Bunlar küçük şeyler gibi gözükse de, pekçok duygunun belirticisidir aslında. Parmağından hala çıkaramadığı alyans, acaba eşini kalbinden ve aklından hala çıkaramadığını göstergesi olabilir mi?

Kara Kedi baş rolde!

Ayrılığın sebebi olan kadın bu durumda ne yapabilir ki? Eski karısının aralarına girmesinden rahatsız olduğunu her seferinde belli eden kişi olup, kavga çıkarmaktan başka hangi sıfatı taşıyabilir? Bu gibi durumlarda sakin olup, işlerin kendiliğinden düzelmesini beklemek tek çözüm yolu olarak görünse de, kayıtsız kalmak elbette kolay değildir. Siz kendi içinizde savaş verirken, bir türlü bunun farkında olmayan partneriniz ise yalnızca kendi sorunlarını halletmeye çalışır. Elbette sorunlar birbirini takip edecektir. Örneğin beraber gittiğiniz davetlerde, partnerinizin ısrarla parmağından çıkarmadığı alyansı sizi zor durumda bırakacaktır. Etraftaki meraklı bakışlar üzerinizdeyken, birden farkedeceksiniz ki, bir anda metres damgasını yemişsiniz bile... Ama tüm bunlara rağmen siz eski hayatınızı devam ettirmeye özen gösterin. Eğer onu gerçekten seviyorsanız ve mutluluğu sizinle yakalayacağına inanıyorsanız sabretmelisiniz.

Sakin davranın

Yapmanız gereken ilk şey, kesinlikle çok sakin davranmanızdır. Örneğin; partneriniz dışarıdayken ya da bir işi varken muhtemelen size "Sen beni arama, işim bitince ben seni ararım" diyebilir. Bütün gün aramaması sizi hemen paniğe sokup telefona yöneltmemeli. Eğer o aramadan siz ararsanız, bu bütün gün telefon beklediğinizi ve çok sabırsız olduğunuzu gösterir. Erkekler her zaman için güçlü ve iradeli kadınları tercih ettiklerinden, bu sizin açınızdan eksi bir puan olacaktır. Kendinizi tutun ve aramayın. Elbet o sizi arayacaktır. Aradığı zaman da her şey yoluna girmiş sayılmaz. Eğer sizi geç aradıysa bile, neden aramadın, niçin bu kadar geç aradın diye sorularla onu sıkmayın. Yoksa en bildik taktik olan "kaçış yolu"nu yine uygularlar ve hanenize bir eksi puan daha yazılır... Ne demiştik, onu gerçekten seviyorsanız, kesinlikle sabırlı ve iradeli olmalısınız.

İş cinselliğe geldiği zaman da, eğer içinde bulunduğunuz şartlar sizi rahatsız ediyor ve onunla cinsel anlamda birlikte olmaktan uzaklaşmaya başlıyorsanız, kesinlikle tavrınızı koymalı ve sorununuzu onunla paylaşmalısınız. Unutmayın, erkekler her zaman için güçlü, kararlı ama aynı zamanda da eğlenceli kadınlardan hoşlanır. Eğer bunlara sahipseniz ve partneriniz bunun farkındaysa hem sizden vazgeçmesi zorlaşacak hem de boşanma işlemlerine hız verecektir.

Ona özlediği mutlulukları tattırın

Eninde sonunda boşanma işi hallolduğuna göre, artık yepyeni bir hayat sizi bekliyor. Bu artık sizin hayatınız. Ama zaman zaman ne de olsa bir alışkanlık, onun yani eski eşinin hayatınıza girmesine göz yummanız gerekebilir. Bunun bir alışkanlık olmasını engellemek istiyorsanız, ona özlemini duyduğu yeni mutluluklar ve heyecanlar kazandırın. Ama hiçbir zaman gizeminizden ödün vermeyin ki, sizden asla vazgeçmesin.

Aldatan Erkeği Ele Veren Davranışlar

Erkeklerin ilişkileri olduğunda, eşlerine karşı olan davranışları tamamen değişiyor. İşte bazı örnekler...


Suç bastırma
Eskiden kadın televizyonun karşısında oturmak yerine dışarı çıkmak istediğinde erkek çok tepki göstermezken, artık en ufak istek karşısında bile ortalığı ayağa kaldırıyor. Sonra kadın gerçekten sinirlenmeye ve bağırıp çağırmaya başladığında, hep aynı şeyin olduğunu, karısının her şeyi abarttığını söyleyerek kendisini haklı çıkarıyor.
Kendini haklı görme
Eşiniz veya partneriniz arkadaşlarının, hatta sevgilisinin yanında, "Uzun zamandır düşüncelerimiz birbirinden iyice farklılaşmaya başladı" ya da "Davranışlarıyla beni sıkıştırmaya ve boğmaya başladı" diyorsa dikkat!... Bu sözlerle erkek kendini haklı çıkarmaya çalışıyor ve genç sevgililere yöneliyor.
Cinsel ilgisizlik
Erkek aniden yatakta olup biten her şeyden eşlerini sorumlu tutmaya başlayabiliyor. Örneğin, yatağa girdiklerinde sürekli esnemeye başlamasının faturasını eşine çıkarıyor. Ayrıca şöyle bir tezi savunuyor: "Uzun yıllar aynı evi paylaşan eşlerin cinsel hayatlarında yarı yarıya azalma görülür."
Alenen yalan söyleme
Erkek yakalandı, artık her şey ortada. Ama kadın bir anda onun boynuna atlamıştı ve "Hayır" diyememişti. Her şey bir anda oluvermişti. İşte bu noktada bile, erkekler kendilerini haklı çıkarmayı başarmaya çalışıyorlar.
Son darbe; Yine kadın suçlu!
Eğer aldatma artık saklanamayacak boyutlara geldiyse, erkek dışarı karşı kendisini melek gibi göstermeye kalkışır. Böylece eşinin kendisine yasakladığı şeyleri yeniden yapabildiği için kendini masum bir karaktere bürümeye çalışır.

Erken Boşalma Sorunu

Türk Eczacıları Birliği (TEB), bünyesinde hizmet veren, "Cinsel Sağlık, Eğitim ve Danışma Merkezi'ne" en çok, "erken boşalma" sorunu yaşayan erkekler danışıyor. Erkekler tarafından yapılan başvurularda, erken boşalma sorununu, sertleşme problemi ve penis boyu sorunları izliyor. Hem erkek hem kadınlarda cinsel istekte azalma, kadınlarda cinsel birleşmeyi engelleyen vajinismus ve orgazm problemleri ağırlıklı başvuru konuları arasında yer alıyor.

Türk Eczacıları Birliği (TEB), bünyesinde hizmet veren, "Cinsel Sağlık, Eğitim ve Danışma Merkezi'ne" en çok, "erken boşalma" sorunu yaşayan erkekler danışıyor. Erkekler tarafından yapılan başvurularda, erken boşalma sorununu, sertleşme problemi ve penis boyu sorunları izliyor. Hem erkek hem kadınlarda cinsel istekte azalma, kadınlarda cinsel birleşmeyi engelleyen vajinismus ve orgazm problemleri ağırlıklı başvuru konuları arasında yer alıyor.

TEB ve Hacettepe Üniversitesi HIV-AIDS Tedavi ve Araştırma Merkezi (HATAM) işbirliğiyle 2000 yılında açılan Cinsel Sağlık, Eğitim ve Danışma Merkezi'ne başvuralar gün geçtikçe artıyor.

Kurulduğundan bu yana telefonla veya yüz yüze görüşerek 5 binden fazla kişiye hizmet veren merkeze daha çok erkekler müracaat ediyor. Merkeze daha çok telefonla başvuru yapılırken, telefonla başvuranların yüzde 70'ini erkekler, yüzde 30'unu kadınlar oluşturuyor. Kurulduğundan bu yana bin kişiye, yüz yüze görüşerek danışmanlık hizmeti veren merkeze gelerek sorunlarını anlatanların ise yüzde 60'ını kadınlar, yüzde 40'ını erkekler oluşturuyor.

Merkezde, cinsel işlev bozuklukları konusunda eğitim almış psikologlar hizmet veriyor.

Erkekler tarafından yapılan başvurularda, ilk sırayı erken boşalma alıyor. Bunu sertleşme problemi, penis boyu sorunları izliyor. Hem erkek hem kadınlarda cinsel istekte azalma, kadınlarda cinsel birleşmeyi engelleyen vajinismus ve orgazm problemleri ağırlıklı başvuru konuları arasında yer alıyor.

Merkezde, aile terapisi, çocuğunun ergenlik sorunları için başvuranların yanı sıra AIDS şüphesi olanlar veya test sonucu HIV pozitif çıkanlar da başvuruyor.

Sertleşme sorunu, korkuyla tetikleniyor!

Stres, evlilikteki sorunlar, cinsel ilişkide başarısızlık korkusu iktidarsızlığa neden olabiliyor. Şeker, kalp ve damar hastalarında da bu soruna rastlanabiliyor.

Halk arasında 'iktidarsızlık' olarak bilinen sertleşme sorunu, cinsel hayatı etkileyen önemli bir sorun. Günümüzde sertleşme sorununun ilaç, ameliyat, psikoterapi gibi bir çok tedavisi mevcut.

Stres, evlilikteki sorunlar, cinsel ilişkide başarısızlık korkusu iktidarsızlığa neden olabiliyor. Şeker, kalp ve damar hastalarında da bu soruna rastlanabiliyor.

Halk arasında 'iktidarsızlık' olarak bilinen sertleşme sorunu, cinsel hayatı etkileyen önemli bir sorun. Günümüzde sertleşme sorununun ilaç, ameliyat, psikoterapi gibi bir çok tedavisi mevcut.

Uzmanların belirttiğine göre 3 ayı aşkın süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumuna 'sertleşme sorunu' adı veriliyor. Bu sorunda, organik sebeplerle birlikte psikolojik sebepler de etkili oluyor. Sertleşme sorunu, yaşın ilerlemesinin yanı sıra yüksek kolesterol düzeyi, koroner arter, yüksek tansiyon ve şeker hastalıkları gibi bir dizi rahatsızlığa bağlı olarak da ortaya çıkıyor. Hayatının belirli bir döneminde bir kez başarısız olan bir erkeğin iktidarsızlık endişesi duyması yanlış. Ancak bu durum altı ay devam ederse doktora başvurmak gerekiyor.

Cinsel bilgisizlik
Sertleşme sorunu olan vakaların çoğunluğu (yüzde 75), psikolojik değil fiziki kökenli. Damar sorunları, ereksiyon bozukluğunun en sık rastlanan sebebi. Ereksiyon bozukluğuna yol açan organik sebepler ise şunlar: Penisin kan dolaşımında görülen bozukluk, sinir iletimindeki aksaklık ve kan hormon düzeyinde meydana gelen değişiklik. Sertleşme sorununun psikolojik sebepleri ise şöyle sıralanıyor; Stres, evlilik sorunları, depresyon, cinsel başarısızlık korkusu ve cinsel bilgisizlik.

Sorunun kaynağı bulunmalı
Bazı ilaçların yan etkisi olarak da ereksiyon bozukluğu görülebiliyor. Ayrıca bütün şeker hastası erkeklerin yüzde 35'inden fazlasında ereksiyon bozukluğuna rastlanabiliyor. Ereksiyon bozukluğunun, şeker ve kalp-damar hastalıklarının, prostat kanserinin, alkol veya uyuşturucu alışkanlığının ilk tanınabilir semptomu olabileceğine de dikkat çekiliyor. Uzmanlar, ereksiyon bozukluğu bir kere tespit edildikten sonra çeşitli muayeneler ve testlerle sorunun gerçek sebebinin, yani psikolojik kökenli mi yoksa fiziki kökenli mi olduğunun bulunabileceğini ifade ederek, doğru tedavi yapabilmek için önce doğru teşhis koymak gerektiğini hatırlatıyor.

Template Design | Elque 2007