8 Temmuz 2007 Pazar
Alkolün Zararları
Beyin ve Sinir Sistemi
Aşırı alkol kullanımının beyin ve sinir sistemi üzerine önemli etkileri vardır. Alkol geçici bir bellek kaybına da neden olabilir. Gerek yeni içmeye başlayanlarda gerekse aşırı kullananlarda içtikleri dönemin tümünü ya da bir bölümünü unutmak sık görülen bir durumdur. Aşırı alkol kullananlarda,içki bırakıldıktan sonra birkaç hafta süren geçici bellek kayıpları da görülebilir. Ancak alkolden uzak durulduğunda bellek sorunları ortadan kalkabilir.
Aşırı alkol kullanımı uyku bozukluklarına ve bütün gece uyuduktan sonra bile sabah bit-km kalkmaya neden olabilir. Beynimizin etkinliğiyle hafif veya orta uyku derinliği dönemlerinden,rüya gördüğümüz uyku dönemine geçeriz. Bu döneme hızlı göz hareketleri (REM) dönemi denir ki fiziksel ve ruhsal sağlığımız bu döneme bağlıdır. Ne yazık ki alkolün anestezik (narkoz benzeri) etkisi beynin yeterince REM uyku dönemi oluşturma yeteneğini etkiler ve bu durum aşırı alkol kullananlarda görülen sabah yorgunluğunun sebebidir.
Bazı kronik alkoliklerde Wernicke-Korsakoff Sendromu denen bir nörolojik bozukluk bulunabilir. Bu bozukluk özellikle kötü beslenen (özellikle yetersiz tiamin[B1 vitamini] )alkoliklerde görülür.
Hastalığın ilk belirtisi göz kaslarında ani güçsüzlük ve felce bağlı çift görmedir. Zamanla hasta yardımsız ayakta duramaz veya yürüyemez. Wernicke-Korsakoff Sendromu nda hasta özellikle yakın geçmişe ait olayları unutur,ayrıca çok ileri derecede bellek kayıpları da ortaya çıkabilir; dönem dönem kim olduğunu bile unutur. Ayrıca bu kişilerde kendi kendine konuşma, bulunduğu yerin ve zamanın farkında olmama ve halüsinasyonlar (gerçek olduğu düşünülen hayaller) görülebilir.
Wernicke-Korsakoff Sendromunun tedavisi bellidir:alkolden uzak durmak ve vitamin yetersizliği belirtilerini geriletmek için tiamin (B1 vitamini) kullanmak. Ancak bu bozukluğun yol açtığı şikayetler genellikle tam olarak ortadan kalkmaz.
Sindirim Sistemi
Alkol midenizin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite, kusmaya yol açarak midenin üst bölümü ve yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara neden olabilir; Mallory-Weiss Yırtıkları denen bu küçük yırtıklardan kanama olabilir. Uzun süre alkol kullanımı özellikle B vitaminlerinin (özellikle folik asit ve tiamin) ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir. Alkol kullanımını kestiğinizde bu sorunların çoğu ortadan kalkacaktır. Bununla birlikte, yağlanmış veya büyümüş karaciğer, alkol hepatiti veya yemek borusu varisleri gibi sorunlar acil tıbbi müdahale gerektirir.
Dolaşıma katılan alkol karaciğere gelir ve orada enzimler tarafından parçalanır. Sağlıklı bir karaciğer alkolü saatte 50 kalori oluşturacak bir hızla parçalar. Bu 30ml. viskiye eşittir. Eğer karaciğere gelen alkol bu miktardan fazla olursa, parçalanana kadar kanda kalacaktır.
Alkol kullanımından sonraki gün ortaya çıkan baş ağrısı ve ağız kuruluğunun nedeni pek belli değildir. Olası bir neden, alkolün idrar söktürücü etkisi nedeniyle oluşan su kaybıdır. Bu, dehidratasyona (vücuttaki sıvının azalması) neden olabilir. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için dinlenmek, bol miktarda sıvı ve bir ağrı kesici almak gerekir (mide sorunu olanlar ağrı kesici kullanırken dikkatli olmalıdır).
Alkoliklerde akut veya kronik pankreas iltihabı da görülebilir.
Dolaşım Sistemi
Alkol geçici olarak kan basıncını düşürebilir. Ancak sürekli kullanıldığında kan basıncını yükseltebilir.
Sürekli ve aşırı alkol kullananlarda kardiyomiyopati denilen, kalp kasını harabeden ve aritmiden (kalp atışları ritminde düzensizlik) kalp yetmezliğine kadar çeşitli önemli sorunlara yol açan bir hastalık da sık olarak görülür. Az miktarda alkol kullanımı da kalp hastalığı olasılığını artırır.
Cinsel İşlevler
Alkol alışkanlığı erkeklerde empotansa (sertleşme kaybı) neden olabilir. Kadınlarda ise adet düzeni bozulabilir. Ayrıca anne karnındaki bebeğin sağlığını ve gelişimini bozacağı için, hamile kadınların kesinlikle alkol almamaları gerekir.
Kanser
Alkoliklerde kalp-damar hastalıklarından sonra en sık ölüm nedeni kanserdir. Alkol kullanmayanlara göre kansere yakalanma olasılıkları oldukça yüksektir (özellikle gırtlak, yemek borusu, mide ve pankreas kanserleri).
Adet Düzensizliği
Normalde 28 günde bir adet görmesi gereken bir kadın, 14. günden sonra (yumurtlama günü) 28 günü tamamlamadan tekrar adet görüyorsa luteal faz yetmezliği durumu ile karşı karşıya demektir.
Luteal faz (periyoyodun ikinci dönemi); adet döngüsünde yumurtlama olduktan sonra diğer adetin başlamasına kadar geçen süredir. Adetin ikinci döneminin kısa sürmesi sık görülen, zor farkedilen fakat tedavisi kolay bir durumdur. Rahimin içini döşeyen dokunun doğru zamanda doğru yerde olmaması halidir. Bebeğin rahime yerleşmesi, rahimin içini döşeyen dokunun zamanlaması ile çok ilgili olduğu için yumurtlama zamanından sonraki döneminin kısalığı gebeliğin gerçekleşmesi ve devamlılığını sürdürmesini etkileyebilir.
İdeal bir adet döngüsünde vücut adet kanaması başlamadan birkaç gün önce FSH (Follikül uyarıcı hormon) salgılamaya başlar. Bunun sonucu yumurta taşıyan follikül denilen kistler büyümeye başlar. Follikül yeterli olgunluğa ulaştıktan sonra LH ( Luteinize Hormon) salınımı başlar. Bu hormonla follikül çatlar ve içindeki yumurta tüplere doğru atılır. Çatlamadan sonra follikül yeniden daha yoğun bir sıvı ile dolar. Oluşan korpus luteum adındaki yapı adet döngüsünün ikinci yarısından itibaren progesteron hormonunun salgılanmasından sorumludur. Artmış progesteron seviyeleri rahimin içini döşeyen dokunun kalınlaşmasını ve damarlanmasını artırarak rahimi embriyonun tutunması için uygun hale getirir. Progesteron adet kanamasının erken başlamasını da önler. Normal bir adet döngüsünde korpus luteum ortalama 12 gün süreyle progesteron salgılar.
Luteal Faz Yetmezliği?nde normal adet döngüsü birkaç yönden bozulabilir. Zayıf follikül gelişimi, korpus luteumun erken sonlanması, rahimin içini döşeyen dokunun progesterona uygun yanıt vermemesi luteal faz yetmezliğinin sebepleri arasında olabilir.
Luteal fazda vücut ısısının artışından progesteron sorumludur. Vücut ısısını takip eden hastalar vücut ısısının 12 gün süreyle yüksek kalmadığını farketmektedirler. Ayrıca bir sonraki adet döneminde adet kanamaları yumurtlama olduktan sonraki 12-14 günden daha önce olduğu farkedilebilir.
Luteal Faz Yetmezliğinden şüphelenildiğinde kan progesteron seviyesine yumurtlamadan yedi 7 gün sonra bakılır. Progesteron seviyeleri az olduğunda, tedavi genellikle dışarıdan progesteron takviyesi vermek şeklinde olmaktadır. Bununla birlikte, yetersiz folikül gelişimi de düşük progesteron seviyesine neden olabilir. Adetin ortasında follikülün boyutunu ultrason ile ölçmek ayrıca kan hormon seviyelerine bakmak gerekmektedir. Eğer folikül gelişimi normal ise, luteal fazda porogesteron desteği verilir. Eğer folikül gelişimi yetersiz ise, yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar vermek gerekebilir. Bu sayede folikül gelişimi sağlanmakta ve daha kaliteli yumurta oluşabilmektedir.
Tanı için yapılan tetkikler;
Genellikle, teşhiste kan progesteron seviyesi, luteal faz uzunluğu ve ultrasonografik takip yeterli olabilmekte iken daha uzun süren hastalarda endometrial biopsi gerekebilmektedir.
Normalde endometrial biopsiyi bir sonraki adetten bir iki gün önce almak gerekmektedir. Ayrıca bu adet döneminde hastanın hamile olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir.
İşlem sırasında ufak bir miktarda rahim içindeki doku patolojik inceleme için alınmaktadır. Doku seviyesinde incelendiği için, elde edilen bilgi çok önemlidir. Patalog, adetin o günü ile doku gelişiminin uygun olup olmadığını inceler. Eğer uygun ise, rahimin iç dokusunun siklus ile uyumlu olduğu belirlenir. Eğer iki günden fazla uygunsuzluk varsa, doku uyumlu değil denir.
Luteal faz yetmezliği sık görülen bir durum olup tanı konması oldukça kolaydır. Ayrıca, doğru tedaviye hemen cevap vermektedir. Dolayısıyla, bu işlemde en önemli nokta, gerçek nedenin belirlenmesi ve uygun tedavisinin planlanmasıdır.
Yazar: Alman Hastanesi
20 Haziran 2007 Çarşamba
Uyarılma Bölgeleri
Cinsel birleşmenin ön şartı olan cinsel uyarım veya cinsel coşkulanma kavramını tanımlamak pek kolay değildir. Genellikle birlikte görüldükleri halde ve ilk bakışta birbirlerini çağrıştırmalarına rağmen uyarılma, erkekteki sertleşmeyle kadındaki ıslanma olgularından ayrı birşeydir. Uyarılma, duygularla bağlantılı olarak erkek ve kadın vücutlarının cinsel temas için birleşebilir duruma gelmesi sürecidir. Bu süreç içinde vücutta önemli değişiklikler ortaya çıkar. İşte penisin sertleşmesi ve dölyolunun ıslanması bunlardan en belirgin olanlarıdır. Ama aslında bu değişiklikler, söz konusu sürecin ancak sonucudur. Dolayısıyla cinsel uyarılmada ya da çoşkulanmada temel olan, söz konusu değişikliklerden çok bir sevgiliye beslenen çekilme duygusudur. Bu duygu, daha soyut bir şekilde belirli birini düşünmeden yalnızca o cazibeye ve arzuya kapılarak da yaşanabilir.
Erkek de kadın da doğrudan bir fiziksel temas olmaksızın coşkulanabilirler. Karşı cinsten birinin dahil olduğu erotik bir durum da uyarıcı olabilir. Keza bazı insanların belirli bir melodiyi duyduklarında ya da kokuyu aldıklarında coşkulandıkları bir gerçektir. Fiziksel temas bulunmadan coşkulanma, yani psikolojik uyarılma, erkeklerde daha yaygındır. Kinsey, bu amaçla incelediği bir grupta erkeklerin % 62'sine karşılık kadınların ancak % 14'ünün striptease seyrederken coşkulandığını belirlemiştir. Cinsel ilişkiyi çizgi veya resim olarak görmekle erkeklerin % 77'si cinsel uyarım duydukları halde 'kadınların yalnızca % 32'si coşkulanmış, hatta çoğu bundan rahatsız olduklarını söylemişlerdir. Başka insanları cinsel eylem içinde seyretmiş olan erkeklerin çoğu coşkulandıklarını bildirirken, kadınlardan rahatsız olmayanlar bile ancak kayıtsız kaldıklarını belirtmişlerdir. Bu oranlar, erkeklerin psikolojik uyarımlara olan bağımlılıklarını göstermekten öte, hiç tanımadıkları bir kadına, hatta genel anlamda kadınlara bakarak veya onları düşünerek ya da kişilerin belirsiz olduğu bir cinsel ilişki anını izleyerek ya da kafasında kurarak coşkulandığını göstermektedir. Bu erkek ve kadın cinsellikleri arasındaki farklılığı yansıtmaktan öteye bir anlam taşımaz. Gerçekten, başka alanlarda da ortaya çıktığı üzere iki cins arasında bir yaklaşım farkı bulunduğu kuşku götürmez. Ancak bu farkı açıklamak için yapılan önermelerin çoğu tatmin edici değildir. Örneğin bazılarına göre erkeğin cinsel dürtüleri kadınınkilerden daha güçlüdür. Bazıları cinsler arasındaki farklılığı, kadının doğuştan daha ahlaklı olmasına bağlarlar. Bazıları ise farklılığın, her iki cinsin üremedeki rollerinden kaynaklandığını savunurlar ya da fizyolojik yapılarından dolayı olduğunu ileri sürerler. Sonuç olarak, cinsel bilimcilerin hepsi, genellikle erkeklerin cinsel fantaziye yani cinsel düşlere ve düşünceye kadından daha yatkın olduğunu söylemekle birlikte, bunun nedenleri konusunda ortak bir görüşe sahip değildirler. Zaten eşler açısından önemli olan bu gerçeğin bilinmesi ve böylece gereksiz kuşku ve huzursuzlukların önlenmesidir. Kinsey, kocalarının pornografik resimler biriktirdiğini keşfedince boşanmak için mahkemeye başvuran kadınlardan bahsetmekte ve bu durumları insan cinselliğine ait temel gerçeklerin bilinmemesinin üzücü sonuçlarına örnek olarak vermektedir. Fiziksel temasa dayanan coşkulanma açısından da kadın ve erkek arasında belirli farklar bulunur. Cinsel uyarım sırasında vücudun bazı noktaları diğerlerine oranla çok daha fazla duyarlılaşırlar. Bunlara uyarım bölgeleri denir. Bunların dokunulması veya öpülmesi, belli koşullarda eşleri orgazma götürebilir. Bu kadar olmasa bile, uyarım bölgeleriyle temasın cinsel tepkilerde bir yükselişe yol açtığı kesindir.
Aşk oyunlarının başlangıcında ilk keşfedilen bölgeler, her iki cinste de dudaklar, boynun arkası ve yanlarıyla kulaklar, erkeklerde ayrıca kuyruksokumudur. Bunlar, ikincil uyarım bölgeleri olarak bilinirler. Göğüsler, kalçalar, bacak ve ayaklar bu gruba girerler. Aşk oyunlarının daha ileri aşamalarında birincil uyarım bölgelerine sıra gelir. Bunlar, erkekte penis, erbezleri ve perine (apışarası), kadında ise toplu olarak "vulva" diye adlandırılan dış cinsel organlar bölgesidir. Özellikle leğen kemiğinin üzerindeki tüylerle kaplı deri ile
dış dudaklar, "vulva"nın çok duyarlı alanlarıdır. Keza makat ve perine için de bu söylenebilir. Ancak kadının cinsel organlarının en duyarlı olanı ve orgazm tepkisinin temel kaynağı, "vulva"nın ön tarafında ve iç dudaklar arasında korunmuş bir şekilde bulunan "klitoris"dir. Klitoris de penis gibi sertleşme yeteneğine sahiptir.
Uyumlu bir cinsel beraberlik açısından eşlerin yalnızca uyarım sağlayan bölgeleri keşfetmeleri yeterli değildir; ne tür uyarılmadan hoşlandıklarını da araştırmalıdırlar. Pratik içinde taraflar, çeşitli bölgelerin yumuşak mı, yoksa sert mi okşanmasının, öpülmesi mi yoksa incitilmesinin mi daha fazla hoşa gittiğini anlamaya çalışmalıdırlar.
Cinsel birleşmenin ön oyunlarında her iki eş için de ilk hedef, ikincil uyarım bölgelerinin uyarılması olur. "Necking", "Petting" gibi aşk oyunları, doğrudan birleşmeye geçmeksizin ikincil uyarım bölgeleri üzerine yoğunlaşarak gerçekleştirilen cinsel temas türleridir.
/ yaa walla kamera cok . co9k konu bar . Cok temkinliyim. kadınlarım bitanelerim benim. yerim senin yerlerini . Tatlı aşıklarım benim. emir veren arkadaşlarım benim . kadın aşıklarım benim. Bitanesin Sen . Sebiyor sizler . Mankay bir konuş . İlgilenilecek kon . Herşet sizler . bebeğimsiniz sizler. Bitaneler . Yaraklanıyonuzda yaraklanıyonuz. Dünya sizler icin gönlüm . dünya sizin için. Karmaşık iliş . cok yayvanız. Cok asiliz. Cok yont. Cok yönüm. Şok konu. Şıngırak . Ben ilhilmet. Ruıhunuz benim. Ayırma beni. Takılıyoruz. Yaşatırım. Yankı . Yalın. Yankı. Tarım. Kalın. Kot. Lakırdı. Şıngırak. Tedbir. Teşekküt. İş . Kırt . Küt. Süt . Elim bir kaza Malağı . Yarım yont. Yol . Yöm . Yün , ühh. Ülke
kaynak:aileheimi